Mybja (Yıldız)

Uçsuz bucaksız, balta girmemiş Guaraní ormanında buram buram çiçeğe durmuş Brezilya cevizi kokusu havayı doldurmuş, benzersiz çan kuşunun sesi bir ezgi gibi çevreyi sarmıştı; alaca kelebekler havada çemberler çizip kanat çırparak sundukları bir dans ile kendilerinden geçiyordu.

Yağmur ormanının tekdüzeliğini ansızın bir leoparın kükremesi bozdu ve kuşlar korku ile beklenmedik bir uçuşa yükseldi; balta girmemiş ormanın birbirine dolanmış bitki örtüsü arasından yeni doğan gün ışığında iki canlı belirdi. Ak bir jaguar ve yerli görünüşlü bir kadın. Ancak bu gizemli kadının gök rengi gözleri onu öteki yerlilerden ayırıyordu.

O dönemin en korku salan yerli topluluğu olarak bilinen Guaikurúlar onu daha bebekken kabilelerinden sürmüştü. Atalarından uzakta, ak bir leoparın korumasında türlü yemişlerle ve balla beslendiği yeşil tepelerin derinliklerinde büyümüştü.

Söylediklerine göre küçük kız, Guaikurú toprak sahibi yöneticilerden birinin, bölge valisi Hernandarias’ın yeğeni ile gizli birleşmesinden doğmuştu. O zamanlar, 1618 yılında, Guaikurúlar devrin Paraguay Eyaleti valisi olan Don Hernando Arias de Saavedra’nın kız kardeşi ile yeğenini kaçırmışlardı. Uzun süren pazarlıklardan sonra belli miktarda mal, hayvan ve silah karşılığında yerliler kaçırılanları geri alabilmişti; bu kadınlardan, toprak sahibi Avakaré’nin gebe bıraktığı daha genç olanı, karnında yeni bir yaşamın çekirdeğini de taşıyordu.

Ailenin utanç çemberi içinde bölge valisinin genç yeğeni, esmer tenli ve mavi gözlü bir küçük kız dünyaya getirdi. Doğduktan kısa bir süre sonra küçük bebeği bu kez yerlilerin başı kaçırdı. Bu olan bitenden sonra genç anne aklını yitirerek uçsuz bucaksız ormanda bebeğinin arayışında yitip gitti.

Çok geçmeden kabile reisi de ardında tek varisi olarak küçük melez kız MBYJA’yı bırakarak yaşamını yitirdi. Yeni başkan kabilesinde böyle bir kızın varlığına iyi gözle bakmayarak büyücüleri ve yaşlıları onun öldürülmesi için ikna etti. Herkes çocuğun önemli bir beyaz yöneticinin yeğeni olduğunu biliyor ve bu kızın kendi aralarındaki varlığının Guaikurú için büyük tehlike oluşturacağına inanıyordu.
 
Çok geçmeden kızın kurban edileceği haberi ona bakan sütananın kulağına çalındı. Kadın, büyük bir yüreklilik örneği sergileyerek, küçük kızı gizlice alıp gecenin karanlığından yararlanarak, ırmakları geçip dağları aşarak, günlerce gecelerce kaçırdı.

Yerli kadın, aynı yazgının inanılmaz cilvelerinden biriyle, delice akan bir ırmağı geçmeye çalışırken öldü.
 
Küçük kız bitki ve ağaç köklerine tutunup tırmanarak kıyıya çıkmayı başardı. İşte öykünün bu noktasında öteki sütanne, analık yapacak canlı ortaya çıktı: küçük kıza yabani bir dünyada bakıp kollayan, onu büyüten ak leopar.

Yağmur ormanındaki bu yeni yaşam ve şamanların laneti kızın iki kökeninden birincisine dönmesini engelledi. Öte yandan, Asunción kalesindeki beyaz İspanyolların yerlilere karşı takındıkları köleci tutum ile ayrımcı kötü davranışları, kızı geçmişinin öteki sayfasına dönmekten de alıkoydu. Guaikurúlar onu sevmiyor, istemiyordu ve sözüm ona uygar adı verilenlere katılması ise olanaksızdı. Böylece, yağmur ormanında saklanarak kendi soyu olan yerliler ile çocukların bu en korkunç beyaz adamların elinde en kanlı ölümlerle yokoluşlarının tanığı oldu.

Üstelik, yalnızca gözleri İspanyollarınkine benziyor ve beyazların ardına düştüğü Guaikurú halkından onu ayırt ediyordu. Kendini bir yol ayrımında buldu, aklı başında ve duyguları olan tüm insanlar gibi, en güçsüz olandan ve güçlülerin peşine düştüğü halktan yana geçti; kendi ataları yerli Guaikurúlardan yana.

Yerlilerin söylencelerine bakılırsa savaşçı yerli kadın, Paraná ırmağının en yüksek şelalesi Guairá’nın yedi çavlanından olağanüstü Lambaré tepesine dek, Payaguálar ile Guaikurúların Chaco’sundan müthiş Paraná’nın kıyılarına dek, İspanyollarla Portekizlilere karşı savaşlarından her seferinde daha güçlenmiş çıkıyordu.

Mbyja, bin savaştan yengiyle çıkan kadın savaşçı, ulusunun sevdiği ve nefret ettiği kadın, Avrupa sömürgeciliğinin ikinci yüzyılı boyunca yüce ulusu Guaraníleri beklenen kıyımdan koruyup esirgedi.

Sömürgecilerin sürekli kalkıştıkları yağmalardan (İspanyolların, yerli kabilelerin yerleşim yerlerine baskın vererek, yerli kadın ve çocukları çalıştırmak ya da "çiftleşmek” üzere kaçırdıkları akınlardan) birinde kahraman Mbyja’nın kadın ve çocukların kitlesel ölümünü engellediği anlatılır. Kendisi tek başına, ama yanı başında olanca gücü ve gözü pekliğiyle yabanıl sütanası, üç yüzü aşkın, tepeden tırnağa silahlı adama karşı çıkmıştı.

Jejui ırmağının denize döküldüğü noktadaki Guakani yerleşimini yok etmeye gelen en sonuncu kötücül melez çeteciler bu yerli kadın kahramanı hiç iyi anımsamazlar.

1648 kışında soğuk bir temmuz gecesiydi; Portekizli haydutlar yerli köyünü gafil avlamışlardı. Kanlı avlarına, yağmalarına ve şenliklerine daha yeni başlamışlardı ki o ölümcül gece Mybja ile korku salan yabanıl eşlikçisi çıkageldiler.

Jaguar yay gibi sıçrayarak haydutların üstüne atladı; savaşçı kadının kılıcını ve mızrağını tutan bakır renkli avuçları kanla dolmuştu. O dönemin silahlarının hiçbiri, piyade tüfekleri, çakmaklı tüfekler, kurmalı yaylar bu inanılmaz önder kadının derisine işlemiyordu. Halkın inanışına göre kadının esmer teninin altında güçlü bir Kurundu, muska, nazarlık ya da tılsım gömülüydü ve bunun sayesinde kadın görünmez oluyor, silahlı katillerin darbelerine karşı koyabiliyordu. Bu iki kahramanın haydutlarla göğüs göğüse çarpışması uzun sürmüş ve çok kanlı geçmişti.

Korsanların komutanı haydutların elebaşı Antonio Raposo Tavares, stratejik bir askeri manevra ile bu olağanüstü kadını ve yabanıl maskotunu tuzağa düşürüp bir köşeye kıstırmayı başardı.

Tepeye çıkarken yarı yoldaki küçük sarp kayalık bilerek tutuşturularak ateşe verilmiş, yangının ateşi birkaç dakika içinde her yanı yalayarak yutmaya başlamıştı. Kışın uzayıp giden kuraklığı ve San Lorenza fırtınasının güçlü esintileri yangının kötücül alevlerini daha da körüklemişti.

Haydutlar tüten dumanlar arasına bakınmaya başlamış, hevesle belki de ölümcül yaralı kadınla deliye dönmüş jaguarı bulup üstüne atlamaya hazır aranıyorlardı. Bekleyişleri uzun sürdü ve elleri boş kaldı. Sonunda can çekişen bir kadın haykırışı ve ona eşlik eden yine ölümcül bir yabanıl hayvan kükremesi işitildi.

Söylencenin birkaç değişkesi vardır. Kimileri gökyüzüne yükselen iki göktaşı ya da yıldız göründüğünü söyler, kimileri de göğün bir şimşekle yarıldığını gördüklerini. Hepsinin anlatısı bir noktada birleşir. Ardından bir sağanak yağmur inmiş ve kışın kuraklığını, kan emici melez çetenin ateşini dindirmiştir.

Daha sonra Büyük Yerli Ulus içine karışacak olan Guaikuru halkı için bu kadın kahraman ölmemiştir; birçok kişi onu gökyüzünde bir yıldızla birleştirmiş, sonsuzluğa yolculuğundaki eşlikçisinin yanı başında göktaşlarının ya da kayan yıldızların keyifli yolculuğunda görmüştür.

1648’deki bu yolculuk haydutların elebaşı Antonio Raposo Tavares’in Guaraní topraklarındaki son girişimi olmuştur.

Yanıp tükenen küçük tepeciğin külleri arasında sonradan da hiçbir şey bulunamadı, ne bir insan ne bir hayvan artığına rastlandı. Haydutların elebaşı Sao Paola’ya dönüşünde yanında ne hazineler ne de yerli esirler getirdi. O geceden başlayarak, soysuz yaşamının sürdüğü birkaç yıl boyunca her bir geceyi dayanılmaz bir dehşet içinde, tükenmek bilmeyen karabasanlara gömülerek, uykusunda mavi gözlü bir yerli kadınla dövüşerek geçirdi. Derken artık bir gün dayanamaz oldu, her gece yeniden başlayan bu kavgaya artık göğüs geremedi ve düşünde ak jaguar onu yedi yuttu; onu bir takımyıldızının üyesine dönüştürdü. Chaquira, La Yaguareté, artık soyu tükenmiş Guaikuru halkı ve melez haydutların elebaşı kuzey ufkunda birleşmişler, yalnızca Güney Yarımkürede gözlemlenebilen ve günümüzdeki adıyla Güneyhaçı ya da Erboğa takımyıldızını oluşturmuşlardır.

İspanyolcadan Çeviren: Ayşe Nihal Akbulut

Altın Tanecikleri  Pedro Juan Paredez Arguello     82
Guasú Savaşının Büyük Gömüsü  Pedro Juan Paredez Arguello    82